Ortadoğu’daki siyasi ve askeri dengeler, devletlerin yalnızca kısa vadeli çıkarlar doğrultusunda değil, uzun vadeli stratejik hedefler doğrultusunda hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin geçmişte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile düşmanlık içeren bir ilişki yürütürken, bugün bölgeyle en büyük ticari ortaklardan biri haline gelmesi bu değişimin en somut örneklerinden biridir. Benzer bir sürecin Suriye için de geçerli olması gerekir düşüncesini öne çıkarıyor. Türkiye, Suriye’nin tüm bölgeleriyle eşit, dostane ve ekonomik kalkınmaya dayalı ilişkiler geliştirmeli, yeniden inşa sürecinde en büyük destekçilerden biri olmalıdır.
Bu yaklaşım, sadece Türkiye’nin güvenliği ve ekonomik çıkarları için değil, bölgesel istikrar açısından da büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde, Suriye’deki çatışmaların devam etmesi, terör örgütlerinin güç kazanması ve bölgesel aktörlerin Türkiye karşıtı politikaları derinleştirmesi kaçınılmaz hale gelebilir düşüncesindeyim.
Öcalan’ın Çağrısı, Örgüt İçi Bölünmeler ve Suriye’deki Dönüşüm
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın geçmişte yaptığı “silah bırakma” çağrısı, örgüt içerisinde farklı kesimler tarafından farklı tepkilerle karşılanmıştır. Örgütün askeri kanadı içinde Murat Karayılan ve Cemil Bayık gibi isimlerin bu çağrıya olumsuz yaklaşması, radikal çizginin devam ettiğini göstermektedir. Ancak sahada, özellikle Suriye’de daha pragmatik bir yaklaşımın benimsendiği görebiliyoruz.
Bu noktada, Suriye’de Mazlum Abdi ile Ahmed eş-Şera arasında varılan anlaşma, PKK/PYD içindeki bazı kesimlerin sahadaki gerçekleri dikkate alarak hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Bu, Suriye’nin geleceğine yönelik pragmatik ve uzlaşmacı bir yaklaşımın mümkün olduğunu göstermiyor mu? Türkiye’nin de bu sürece karşıt olmak yerine, bölgedeki dengeleri gözeterek daha akılcı bir politika izlemesi gerekmiyor mu?
Düşmanlıktan Stratejik Ortaklığa
Türkiye’nin IKBY ile geçmişte yaşadığı gerilim ve çatışmalar, zaman içinde yerini karşılıklı ekonomik bağımlılığa dayalı bir ortaklığa bırakmıştır. 1990’lı yıllarda Türkiye, Irak Kürtlerini ayrılıkçı bir tehdit olarak görürken, 2000’li yılların başından itibaren IKBY ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini güçlendirmiştir. Bugün Erbil, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biridir ve enerji işbirliği, stratejik önem taşımaktadır.
Bu değişimin temel sebeplerinden biri, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ekonomik ve diplomatik yollarla yönetebileceğini fark etmesidir. Aynı sürecin Suriye’de de yaşanması mümkündür. Türkiye, PYD ve diğer Kürt gruplarla çatışma yerine ekonomik, siyasi ve diplomatik araçları devreye sokarak yeni bir ilişki modeli inşa edebilir.
Türkiye’nin Suriye’deki Rolü: Düşmanlık Yerine İşbirliği
Türkiye’nin Suriye politikasında değişiklik yapması, birkaç temel sebepten dolayı kaçınılmazdır:
Ekonomik Kazanımlar: Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye önemli bir rol üstlenebilir. Savaşın yıktığı altyapının onarılması sürecinde Türk müteahhitlik firmaları, sanayi ve lojistik sektörleri büyük fırsatlar yakalayabilir.
Güvenlik Garantisi: Suriye’de istikrarsızlık devam ettikçe, PKK/PYD gibi unsurların Türkiye için bir tehdit oluşturma potansiyeli sürecektir. Ancak ekonomik ve siyasi işbirliği ile bu yapıların silahlı mücadele yerine diplomatik süreçlere yönelmesi sağlanabilir.
Bölgesel Dengeler: Rusya, İran ve ABD gibi aktörlerin Suriye’de güç kazanması, Türkiye’nin manevra alanını daraltmaktadır. Türkiye, sahadaki tüm gruplarla dengeli ilişkiler geliştirerek bölgedeki etkisini artırabilir.
Mülteci Krizi: Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyeli mültecinin ülkelerine geri dönmesi için, Suriye’de istikrarlı bir yapı kurulması gerekmektedir. Bunun için Türkiye, Suriye’nin yeniden inşa sürecine aktif olarak katılmalıdır.
Türkiye İçin Yeni Bir Dış Politika Gerekliliği
Türkiye, Suriye ile eşit ve dostane ilişkiler kurarak, hem kendi çıkarlarını koruyabilir hem de bölgesel istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilir. Irak Kürdistanı örneğinde olduğu gibi, geçmişte düşman olarak görülen yapılarla işbirliği yapılabileceği ve bundan karşılıklı kazanımlar elde edilebileceği unutulmamalıdır.
Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye’nin en büyük destekçilerden biri olması, hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük fırsatlar sunmaktadır. Bu süreç, sadece devletler düzeyinde değil, yerel aktörler ve topluluklarla da diyalog kurularak yürütülmelidir. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyi başta olmak üzere tüm bölgelerle dengeli ilişkiler kurması, uzun vadede güvenlik kaygılarını azaltarak bölgesel barışa katkı sağlayacaktır.
Düşmanlık yerine işbirliği, çatışma yerine diyalog, kısa vadeli askeri müdahaleler yerine uzun vadeli ekonomik ve siyasi entegrasyon Türkiye’nin bölgesel gücünü artıracaktır. Bu yeni yaklaşımın, Türkiye’nin sadece Suriye değil, tüm Ortadoğu’daki etkisini güçlendireceği açıktır.
Bir etkinlikte bir araya geldiğimiz Dış Politika Yazarı Gazeteci Zeynep Gürcanlı, Türkiye’nin Kuzey Irak üzerindeki siyasi ve ekonomik etkisine dikkat çekerek, Suriye’deki yeni oluşuma da aynı düşünce ile yaklaşmasının akılcı bir dış politika olacağına dikkat çekmişti.
Ben de aynı düşücedeyim..
,Aklın yolu birdir...