Terörsüz Türkiye çalışmasının açıklanmasıyla, ABD’nin ve Avrupa Birliğinin PYD/YPG’ ye verdiği desteğin azaltması gereği yönündeki düşünceler bazı başkentlerde tartışılmaya açılmıştır.
Dünyadaki dış olayların gelişimine yakından baktığımızda Trump liderliğindeki ABD in denizaşırı askerî varlıkları azaltma eğilimi, PYD’ ye ve dolayısıyla PKK ya geçmişte sağlanan desteğin sınırlandırılması potansiyelini taşımaktadır.
Başkan Erdoğan ve Ak Parti dış politika belirleyicileri Türkiye’nin, terörle mücadelesinde ABD ile iş birliği yolları aramaya devam edeceklerdir
ABD ve Trump’ ın NATO’dan çıkma ve Avrupa güvenliğini sağlamadaki isteksizliği Avrupa Birliği ülkelerinde Türkiye’nim jeopolitik ve askeri gücünün önemini bir kez daha anlaşılmasına neden olurken bu ülkelerde konuşlu PKK sempatizanlarına artık eski hoşgörü gösterme olmayacaktır.
Dünya genelinde artan toplumsal kutuplaşma, ekonomik kırılganlıklar ve güvenlik kaygıları temel etkenler olarak öne çıkmıştır.
Yine milliyetçi ekonomi politikaları, sınır güvenliği ve enerji bağımsızlığı gibi konulara odaklanarak ulusal çıkarları merkeze alan bir yaklaşım gerek ülkemizde gerekse gelişmekte olan ülkelerde öncelikli bir duruma gelmiştir.
Enerji İş Birliği ve Bölgesel Rollerin Yeniden Tanımlanması ile Türkiye’nin enerji merkezi olma vizyonu, Terörsüz Türkiye projesiyle uyumlu hâle getirilebilir.
Türk Akımı ve LNG projeleri üzerinden geliştirilebilecek iş birliği, ekonomik ilişkilerin derinleşmesini sağlarken Terörden kurtulmuş ülkemizin önünü daha çok açabilir.
Bu durumda Rusya’nın enerji piyasalarındaki etkinliğinin sınırlandırılması, Türkiye’nin bölgedeki rolünü güçlendirecektir.
Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de istikrarın sağlanması, Terörle mücadelesini sonlandırmış Türkiye’nin diplomatik etkinliğini artırabilir.
Terörsüz Türkiye projesi yalnızca iç politikada değil aynı zamanda küresel çapta geniş yankılar uyandırma potansiyeline sahiptir.
Terörsüz Türkiye projesinin sonuçlarının, yalnızca Türkiye’yi değil, dünya üzerindeki terörden acı çeken tüm coğrafyaları ve güç dengelerini de etkileyecek stratejik değişimlerin öncüsü olması beklenmektedir.
Zira Orta Doğu’da ve Asya Pasifik Bölgesi’nde nasıl bir denge politikası güdüleceği, NATO gibi ittifaklardaki konumlamaların yeniden nasıl tanımlayacağı büyük önem arz etmektedir. .
Terörsüz Türkiye’nin küresel ve bölgesel liderlik rolünü koruma, yeniden tanımlama ya da bu rolü diğer büyük güçlerle paylaşma konusunda nasıl bir tercih yapacağını ortaya koyacak nitelikte olup gelecekteki dünya düzeninin şekillenmesinde kritik bir dönemeç olarak değerlendirilebilir.
‘Türkiye’yi ’Yeniden Büyük Yapalım” iddia ve söylemi önümüzdeki yıllarda dile gelecek en önemli slogan olacaktır diye düşünüyorum.
Diğer yanda Muhalefet partilerimizin Türkiye’nin küresel rolünü önemsemez tavrı dikkate şayandır.
İmralı’nın öne çıkarmaya çalıştığı Demokratik Barış Teorisi kılavuzluğunda demokratik değerlerin ekonomik liberal bir model çerçevesinde yayılması ve korunmasını amaçlayan bir politikaya taraftar olan Kürt elitleri tarafından nasıl karşılanacaktır; sorusu gizemini korumaktadır.
Terörsüz Türkiye projesinde kamuoyunun maliyet beklentisi ve elde edilen sonuçlara yönelik değerlendirmesi, 2026 yılından sonrasında, DEM başta olmak üzere partilerimizin temel yönelimlerinde bazı kırılmalara neden olabilir.