Bugün, 19 Ocak 2021 Salı

Dr.Mustafa Tekçe


SİZ "HEÇ ĞAZEL DEPELEDİNİZMİ ?"

SİZ "HEÇ ĞAZEL DEPELEDİNİZMİ ?"


Kilis'te çocukluğumun unutulmaz anılarından birini sonbaharın artık iyice kışa doğru geçmeğe başladığı günlerde yaşardık.

Rahmetli Necmettin amcamın delikanlılık zamanında çift bedenli, ışıklı lambalar, rengârenk yanan sönen ampuller, aynalar, renkli tekerlekler ve nice aksesuarla, zil ve klaksonlarla çok süslü olan Raleigh marka bir bisikleti vardı. O yıllarda Kilis'te bisiklet çok az, motorsiklet bile hemen hemen hiç yoktu. Bu yüzden amcamın bisikletini klaksonunun, zillerinin seslerinden bile tanır, çok severek beğenirdik.

Amcam, ne zaman istersek bizi asla kırmaz, ne yapar eder bisikletine bindirir, uçar gibi bisikletini kullanarak bizleri gezdirirdi. Bu sırada zevkten ve mutluluktan uçardık.

Yine böyle güzel bir sonbaharın devam ettiği Aralık ayı başlarıydı. Yazdan kalma güneşli bir gündü. Amcam:

- "Gelin bugün sizden ğazel depelemeğe gidelim"

dedi.

Birlikte bisiklete bindik ve Söğütlüdere'ye gittik. Bisikleti oraya yakın olan Oylum yolçatını da geçip dedem Rahmetli Tüfekçi Mustafa Kemal Tekçe'nin bir ahbabınca işletilen Mobil Akaryakıt Pompasına emaneten bıraktık. Uçarcasına kollarımızı açarak iniş aşağı Söğütlüdere'ye kadar koştuk.

O yıllarda daha el değmemiş olan, uçsuz bucaksız uzanan sayısız ağaçlarla, çevresi bağ ve bahçalarla dopdolu Söğütlüdere'nin yaz sonu artık suyu iyice çekilmişti. Derenin biteviye kıvrım kıvrım uzanan yatağında suyunun yerine binlerce söğüt, çınar, kavak, palut ağaçlarının rengârenk yaprakları ile asma ve bağların sararmış, kızarmış yaprakları muhteşem bir sergi gibi neredeyse dere yatağını ağzına kadar doldurmuş hatta derenin her iki tarafına da yayılmıştı.

Amcam;

- "yerin bakalım" diyerek askerler gibi yüksekten inercesine sert adımlarla yapraklara basa basa yürümeğe başladı. Bizde onu aynı şekilde takip etmeğe başladık.

Yapraklara basarak yürürken ayaklarımız dizlerimizin üzerine kadar yaprağa gömülüyor ayakkabımızın altından her adımda garç, hırc, ğırç gibi karda yürüyüş seslerine benzer müthiş hışırtılarla bir ses geliyor bize inanılmaz bir keyif ve neşe veriyordu.

Söğütlüdere'den devam ederek Akpınar'a oradan aynı şekilde yaprakların üzerine basa basa bu çiğneme zevkiyle nice şarkı ve türküler söyleyerek Zoppun'a kadar gittik.

Bahçaların arasından neşe içinde Kilis'e doğru yürürken vakit ikindiyi bile geçmişti.

Güneş artık kaybolmaya yüz tutarken, tam da çok yorulduğumuz sırada yolda akrabamız Bahçacı Kara Hasan bizi gördü ve hemen atından inip bizi bindirerek kendisi de düşmeyelim diye atın yularını çekerek bizi Kilis'e evimize kadar getirdi.

Ben amcamdan öğrendiğim bu "ğazel depeleme" yi o günden sonra nerede olursam olayım her sonbaharda mutlaka zevkle yapmaya devam ettim.

Üniversite'de öğrenci iken Istanbul Üniversitesi merkez binasında, Beşiktaş Ihlamur, Emirgân Korusu, Yıldız ve Gülhane Parklarında, Dolmabahçe Çınarlı yolda, Sadullah Ağa Yalısı'nda,

Urfa'da Balıklıgöl ve Karaköprü'de,

Mardin yıllarımda Zinnar Bahçalarında, Gurs'ta, Kala't mara'da, Göze'lerin Bahçasında, Nusaybin Beyaz Su'da, Deyrulzafaran Manastırı'nda, Nezir Devrimci'nin Nusaybin Girmeli'deki Nezirhan tesislerinde,

Kıbrıs'ta Alevkayası'nda, Ballapais'te, Gönyeli'de,

Hatta yurtdışında Tuna Nehri kıyılarında, unutulmaz Dinyester nehrinde,

Daha sonraki yıllar sürekli İstanbul'da özellikle Polonezköy'de, Fethi Paşa Korusu'nda, Fenerbahçe Parkında, Kalamış'ta yıllarca bu yürüyüşümü aksatmadan devam ettirdim.

Yine böyle bir Aralık ayındaydık. Beyoğlunda kadim dostum Mehmet Taşdiken tarafından kurulan ve organize edilen ve benim mutlaka katıldığım her hafta bir konuğun konuşmacı olduğu "Çarşamba Buluşmaları"na konuşmacımız olarak değerli yazar Selim Ileri'yi davet etmiştik.

Selim İleri konuşmasının sonuna doğru Sonbahar ve şehirleri kaplayan dökülmüş yapraklardan bahsetmeğe başlayınca dikkat kesildim.

"Sararmış, kendinde olanları çevresine karşılıksız vererek, bahar ve yaz boyu bize güzellikler, gölgeler kuş sesleri ikram etmiş yorgun kuru yapraklar biz insanlardan her türlü saygıyı fazlasıyla hak ediyor.. onları incitmeden yerden alıp sonbahar ve kış boyu evimdeki vazolarıma yerleştiriyorum" dedi.

Bir anda ani bir duygu anaforuna tutulmuş gibiydim. Çok sevdiğim "ğazel depeleme"den o anda vazgeçtim.

Değerli Dostlarım,

O günden sonra yıllardır her sonbahar "ğazel depeleme mevsimi" gelince bu "ğazel" olmuş yaprakları incitmeden mutlaka yanlarında bir dost gibi saatlerce yürüyerek sanki onlarla konuşurcasına dertleşirim..

Artık Cenab-ı Hakk'ın Vazosu'na yerleşmiş sararmış, kurumuş, kızarmış, solmuş bu yorgun yaprakları incitmeden hürmet ve muhabbetle hüzün, sevgi ve saygı ile dolu dolu duygularla düşünerek "ğazel depelemez.. ğazel seyrederim"...



YAZARLAR