Bugün, 12 Temmuz 2020 Pazar

Avukat M.Beşir Ayanoğlu


MARDİN SÜRYANİLERİ

MARDİN SÜRYANİLERİ


Ben küçüken, annem giysilerini Süryani cemaatine bağlı bir terzi ablamıza diktirirdi. Bazen annemle terzi ablamıza gider, bazen terzi ablamız bize gelirdi. Ailece ihtiram çerçevesinde karşılıklı dostluk ve muhabbet diyaloğumuz vardı. Karşılıklı bu ihtiram ve saygı, farklı kültür ve inançlarımızın bir arada huzur içinde yaşanmasını sağlıyordu.
İnanç özgürlüğü, farklılıklara saygı, herkesin inanç değerlerinin kendisini bağladığı kabulü; bizi biz yapıyor ve ehli tasavvufun söyleyişiyle;
“Kesrette Vahdet (çoklukta birlik)” felsefesinin bir yansıması olarak yaşamımızda önemli bir şekilde tecelli ediyordu. Farklılıklar içerisinde yaşamımız devam ediyor ve bu şehrimize bir zenginlik katıyordu.
Kuran’ı Kerim’de;
“Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız ve tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.”
(Hucurat/13) Ayeti ile farklılıkların Allah’ın bir sünneti olduğu gerçeği önümüze çıkarıyor ve bunu yaşıyorduk.
Yine Kuran’ı Kerim’de;
“Ehl-i kitap’tan öyleleri vardır ki hem Allah’a hem size indirilene hem de kendilerine indirilmiş olana inanırlar, Allah’a karşı saygı duyup Allah’ın âyetlerini az bir pahaya değişmezler. İşte onların rableri katında mükâfatları vardır. şüphesiz Allah hesap görmekte çok çabuktur.”
(Âl-i İmrân Suresi/199) Ayeti ile yüce Mevla bize ehli kitap ve Süryani hemşerilerimiz ile ilgili bir yol daha göstermekte ve çizmektedir.

Mardin böyle bir sosyal gerçekliği ve yaşam tarzı olan bir şehir. Mardin’de yaşayan Süryani hemşerilerimiz kendilerine has kültürleri ve yaşam tarzlarıyla; Mardin isminin tecellisinde önemli sosyolojik bir gerçek olarak şehrimizde yaşamaktadır.
Tabi Süryani kültürünün inanç ve ibadet kısmı ile ilgili de kendilerine has tarzları vardır.
Mardin’in farklı mahallelerinde bulunan kilise ve mabetleri ile günlük ve haftalık ibadetlerini de devam ettirmektedirler.

Antakya Süryani Kadim Ortodoks Patriklik Merkezinin Mardin’e Gelişi
İğnatiyos Yusuf bar Vahip 1293 yılında patrikliğe yükselince, Patriklik Merkezini Malatya’dan Mardin’e yerleştirlir. Bu vesileyle Mardin Süryani Episkoposluk Merkezi Patriklik Merkezliğine dönüştü ve 1932 yılına kadar patrikler Mardin Deyrulzafarn Manastırında ve Kırklar Kilisesi’nde ikamet ettiler.

Buna göre Mardin’de patriklik yapan şahıslar;
-1917- 1932 yıllar arasında Patrik İlyas Şakir
-1923-1930 yılına arasında Patrik Yard. ve Patrik Vekili Metropolit Yuhanna Gendor
-1930-1947 yılları arasında Patrik Vekili olarak Rahip Dolabani görev yapmaktaydı.
-1947-1969 yılları arasında Metropolit Hanna Dolabani
-1969-1985 yıllar arasında Patrik Vekili Rahip Cebrail Allaf
-1993-2002 yıllar arasında Patrik Vekili Rahip İbrahim Türker
-2002-2003 yıllar arasında Patrik Vekili Rahip Saliba Özmen
-2003-2020 yıllar arasında Metropolit Saliba Özmen görev yapmış olup ve halen bu görevi devam etmektedir.

1950 yılından itibaren Mardin Merkezinde Süryani Kadim Ortodoks Kilisesine mensup ruhani sıfatıyla görev yapan kişilerin isim listesi aşağıda görüldüğü gibidir.

Kırklar Kilisesi
-1950-1968 yıllar arasında Papaz Davut Söğüt
-1968-1975 yıllar arasında Papaz Yakup Damar
-1975-1979 yıllar arasında Rahip Cebrail Allaf
-1979-1983 yıllar arasında Papaz Sabri Şahin
-1983-1985 yıllar arasında Rahip Cebrail Allaf
-1985-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz görev yapmış olup halen bu görevi devam etmektedir.

Mort Şmuni Kilisesi
-1959-1965 yıllar arasında Papaz Gabriyel Aydın
-1965-1976 yıllar arasında Papaz Tuma Bilen
-1976-1978 yıllar arsında Rahip Cebrail Allaf
-1978-1983 yıllar arasında Papaz Sabri Şahin
-1983-1985 yıllar arasında Rahip Cebrail Allaf
-1985-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz ve halen devam etmektedir.

Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesi
-1951-1964 yıllar arasında Papaz Samuel Akdemir
-1964- 1971 yıllar arasında Papaz Efrem Circo
-1971-1985 yıllar arasında Rahip Cebrail Allaf
-1985-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz ve halen devam etmektedir.

Mor Mihayel Kilisesi
-1927-1952 yıllar arasında Papaz Cebrail bin Sefer Melke
-1949-1962 yıllar arasında Papaz Amsih Yenitürk
-1962-1985 yıllar arasında Rahip Cebrail ve Papaz Yakup Damar ve Papaz Sabri Şahin tarafından yönetilmekteydi.
-1985-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz ve halen devam etmektedir.

Mor Hürmüzd Kilisesi (Keldani Katolik Kilisesi)
-1945-1968 yılları arası Papaz Süleyman Şen
-1972-1983 yılları arası Horiepiskopos Markus Adlun
-1983-1990 Papaz Süleyman Öz
-1990-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz ve halen devam etmektedir.

Meryem Ana Kilisesi (Süryani Katolik Kilisesi)
-(…… )1979 yıllar arası Horiepiskopos Yusuf Sağ
-Belirli bir süre Rahip Samuel Özdemir
-1990-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz ve halen devam etmektedir.

Mor Efrem Manastırı (Süryani Katolik Kilisesi) faal değildir.

Mor Yusuf Kilisesi (Ermeni Katolik Kilisesi)
Keldani papazları tarafından yönetilirdi.
-1990-2020 yıllar arasında Horiepiskopos Gabriyel Akyüz ve halen devam etmektedir.

Surp Kevork Kilisesi (Ermeni Katolik Kilisesi) faal değildir.

SÜRYANİLERDE ORUÇ VE NAMAZ
Tabi ki Süryani hemşerilerimizin de kendi inanç değerleri çerçevesinde ibadet ritüelleri (muamelatları) vardır.

Oruç sözcüğü Süryanicede “Savmo” Arapçada ise “Savm” olarak telaffuz edilir.
Oruç, kilisenin 7 emirlerinden biridir. Verilen emirde, “Büyük orucu ve diğer oruçları tut” ibaresine yer verilmiştir.
Oruçlar iki bölüme ayrılır:
Perhizler ve Perhizli Oruçlar.

1-Perhizler:
-İsa’nın Doğuş Bayramından önce 10 gün, 25 Aralık
-Meryem Ana İntikal Bayramından önce 5 gün, 15 Ağustos
-Elçilerin Perhizi 3 gün, 29 Haziran
Çarşamba ve Cuma günleri, yıl boyunca (Paskalya Bayramından sonraki 50 gün hariç)

2-Perhizli Oruçlar:
-Ninova orucu 3 gün, genellikle Şubat ayındadır.
-Büyük oruç 50 gün, bu oruca genellikle 40 günlük orucu denilmektedir. Elem haftası da eklendiğinde 50 güne yükselir. Mart ve Nisan aylarına düşmektedir. Kameri hesabına göre ayarlandığı için sabit bir tarihi yoktur. Perhizlerde oruç tutulmaz. Sadece hayvansal ürünlerden uzaklaştırılır.
Perhizli oruçlarda, hem oruç hem de perhiz uygulanır. Gece yarısı saat 12’den itibaren ertesi gün öğle vakti namazı kılıncaya kadar ya da akşama kadar katı oruç tutulur. Oruç açıldığında perhizli yemeklerle yetinilir.

Oruç bireysel ve toplumsal olmak üzere ikiye ayrılır:
Bireysel Oruç:
Bireyin serbest iradesine bağlı bir gelenek olup genellikle azizlik statüsüne ulaşan kişiler tarafından uygulanmaktadır.
Toplumsal oruç:
Kilisenin topluma farz kıldığı bir emirdir. Bütün Kilise bireyleri tarafından belirli takvimlerde birlikte uygulanır.

Süryanilerde oruç nedir ve nasıl tutulmalı?
Oruç, tövbe anlamında olup günaha ve bedensel şehvetlere karşı yapılan gayretli çabaların başında yer alır. Çünkü bedeni ruhsal bir yapıya değiştirebilmesi için kullanılan tek araç oruçtur. Bundan dolayı Süryani inancına göre kurtarıcı İsa Mesih ruhani yönetmenliğine başlarken 40 gün ve 40 gece hiçbir şey yemeden oruç tutmuştur. Günahsız olduğundan oruç tutmaya ihtiyacı olmamasına rağmen bu inanca bağlı olanları oruç tutmaya alıştırması için tutmuştur.
Süryani inancına göre peygamber Yuel tövbenin ilk ilkesi oruç olduğunu açıklar. “Şimdi Rab diyor ki; oruç tutarak, ağlayıp yas tutarak bütün yüreğinizle bana dönün. Giysilerinizi değil, yüreklerinizi paralayın ve Allah’ınız Rab’be dönün. Çünkü rab lütfeder, acır, tez öfkelenmez, sevgisi engindir, cezalandırmaktan vazgeçer (Yuel: 2:12)” hükmü ile onlara oruç tutmayı öğütler.
Bu sebepten olsa gerek Süryanilerin de ilk ataları olarak kabul ettikleri Adem’e de oruç şart konulduğu inancı içerisindedirler.

Süryani inancına göre Âdem’in İyilik ve kötü ağaca dokunmamasını tavsiyesine uymadığından, O yasaklı ağaca dokunduğunda onu sert bir şekilde cezalandırıldığını kabul ederler. Onu Firdevs bahçesinden kovmuş ve dünyaya gönderdiği kabul edilir. Süryaniler de Âdem’in onun evlatları olarak aynı cezaya çarptırıldıklarına inanırlar.
Eski vatan olarak kabul ettikleri Aden bahçesi/cenneti tekrar dönebilmek için ve kaybedilen Tanrısal nimete kavuşabilmek için en etken aracın oruç olduğuna inanırlar.
Oruç, insanı Allah’la barıştırmaktan ziyade onu Allah’ın dostu ve sevdiği kişi yapar felsefesindedirler.
Kilise ataları orucu bir kuşa benzetmektedirler. İyilikten ve merhametten yoksun bir oruç, kanatsız ve cansız bir kuş gibidir. Cansız ve kanatsız bir kuş ölü olduğu gibi, oruç da hiçbir şeye yaramaz. İyiliklerle, faziletlerle, dualarla, sadakalarla bütünleşen oruç, cana ve kanata sahip kuşa benzer ve istediği yere uçabilir. Bundan dolayı oruç bedensel ve ruhsal olarak tutulması gerekir.
Bedensel olarak; bedeni zayıf tutmak, iradeye hâkim olmak ve tövbenin gerçekleştirilmesi için belirli süreler arasında yemeklerden uzak durmak ve bedeni kuduran yemekleri yememekle olacağını kabul ederler. Cinsel ilişkiden de oruç süresince uzak durmalı inancındadırlar.
Ruhsal olarak: 10 duyu organıyla oruç tutulmalısıdır.
Oruç namazlarla, iyiliklerle ve sadakalarla bütünleşmesinin yanı sıra; dilin her türlü kötü konuşmalardan uzak tutması Süryanilikte temel esastır.
Çünkü İncil onları uyarıp diyor ki, “insanlar konuştukları her boş lafa hesap vereceklerdir.” (Luka:) Gözleri her türlü bakışlardan korumaları gerektiğini de öğütler.
İncil’de belirtildiği gibi: “Bir kadına şehvetle bakan her adam, o kadınla zina etmiş olur.” (Matta 5:27)
Kulaklar her türlü kötü ve boş konuşmalara tıkanması esastır. Elleri kötülük yapmaktan alıkonulmalıdır. Yürekler kötü şehvetlerden, öfke, dedikodu, kibirlik, gurur, hile, zulüm ve buna benzer kötülüklerden temizlemek gerçek anlamda bir oruç yani Allah’ı hoşnut edeceği bir oruç olacağı inancı hakim Süryanilikte.
Yoksa İsrail oğullarına söylendiği gibi: “70 yıldır oruç tutuyorsunuz, bana çok ağır geldi. Onu ret ediyorum. Çünkü oruç tutarken, elini ve ayağınızı kötülüklerden uzak tutmadınız yani hep günah işlediniz. Fakire yardım etmediniz.” Hükmünü yerine getirmediklerinden dolayı kendilerinin de bu konuda aynı uyarının yapılacağı inancı içerisindedirler.

Süryani kilisesine mensup azizlerin yaşam öyküleri incelendiğinde, hedef edindikleri ilk temel ilkeyi oruç olduğu ortaya çıkmaktadır. Bundan olsa gerek oruç hakkında söyledikleri sözler de büyük bir değer taşıdığı ifade edilmektedir. Bunlardan;
Mor Efrem:
Tuz, eti bozulmaktan koruduğu gibi ruh da insanın iyi meziyetlerini, güzel niteliklerini ve değerlerini korumaktadır. Oruç nüfuzlu ve otoriter bir komutandır. Organların günaha alet ve silah olunmaması için onları zapt eder. 7 heceli bir şiirinde; kırk günlük orucu tut, ekmeğini aç olanla paylaş, İşay oğlu Davut’tan öğrendiğin gibi, günde 7 vakit namazını kıl.
Altın Yağızlı Yuhanon:
Oruç, ruhların ilacı ve gıdasıdır. Gıda, vücudu temizlediği gibi, oruç da ruhu temizleyip ve güç verir. Kanatlarını havaya yükseltir.
Mor İshok:
Orucun temelini yıkan, faziletin ve imanın temelini yıkmış olur. Babil’de putlara tapmayanlar, oruç tutanlardı. Kendilerini şehvetlerden korudular.
Baseliyos:
Oruç, günahları silen bir ilaçtır. İnsanın yaratılışından beri konulmuş bir kanundur.
İsa Mesih, dilsiz ve sağır ruhu bir çocuktan çıkardıktan sonra öğrencilerine seslenerek; “Bu tür ruhlar ancak dua ve oruçla kovulabilir” demesi (Markus: 9: 29) (Matta: 7: 20) üzerine Süryani Kilise ataları 50 günlük orucu yoğun bir dua programıyla süslemişlerdir.
50 gün süreyle her sabah, öğlen ve akşam programları, yarım saat, akşam programları da 20 dakikadan oluşurlar.
Hiçbir program başka bir vakitte tekrar edilemez. Anılan süreçte iki dev kitabı hatmetmektedirler.
Elem haftasındaki programlar daha uzun ve hüzünlü makamlarla bu hatim söylenir.
Yukarıda verilen örnekler doğrultusunda oruç namazlarla, dualarla ve sadakalarla uygulanması şartı aranır Süryani inancında. Daha doğrusu oruç bedensel ve ruhsal ilkelerle tutulması gerektiği onlar için amir kuraldır.
Bedensel ilkeler; yemeklerden uzak durmak ve belirli süreler arasında bir şey yememek ve içmemektir.
Ruhsal ilkeler ise; dili yalandan, dedikodudan, küfürden, hakaretten, her türlü kötü sözden uzak tutmaktır. Gözleri kötü bakışlardan sakınmak, kulakları boş sözlere tıkamak, elleri kötülük yapmaktan men etmektir. Yüreği kin, nefret, kıskançlık, gurur, kibirlik, zulüm, hile, dargınlık ve türlü kötü şehvetlerden temiz tutmak Süryani inancın temel ilkelerindendir.

Süryanilikte Namaz nedir? ve namaz vakitleri
Namaz sözcüğü Farsça kökenli bir sözcüktür. Süryanicede namaza ‘slutho’ ve çoğulu da ‘slavotho’ denilirken, Arapçada ‘saluta’ veya ‘salatu’ çoğulu da ‘salavatu’ olarak telaffuz edilmektedir.
Süryanice ve Arapça dilleri Sami dili kökenli olduklarından sözcüklerin % 60-70’i birbirine benzemektedir.

Süryani Kilisesindeki namaz vakitleri 7 tanedir.
Bunlar; gece yarısı 24.00, sabah 05-06, 09.00, 12.00, 15.00, 18.00 saatleri arası olup ayrıca yatsı vaktidir.
Bu namazlar toplumsal ve bireysel olara kılınmaktadır.
Bireysel olarak, her bireyin daha küçüklüğünden beri öğrenmiş olduğu farz namazlardır. Bu namazları istediği yerde bireysel olarak kılabilmektedir. Toplumsal olarak ise; kilisede yapılmaktadır.
7 namaz vakti üç vakitte tertiplenmiştir. Örneğin: 24.00, 05.00ve 09.00 vakitleri sabah programından toplanılmıştır. 12.00 namaz programı zamanında yapılır. 15.00-18.00 ve yatsı programları da akşam programında yapılmaktadır. Sabah namaz programı 10 turdan oluşur. Her tur üç secdeden ibarettir. Öğlen namazı programı 6 tur, akşam namazı programı da 6 turdan oluşur.
Bir mümin kiliseye girdiğinde haç işareti çekip bireysel namazını kılar ve daha sonra oturup koronun söylediği ilahilerini dinler. Program bitinceye kadar devam eder.
Oruç günlerindeki secde ve rükü sayısı katlanır. Özellikle her öğle vaktinde 80’e yakın rükü yapılmaktadır. Namazın bitiminde 40 rükü ardı ardına yapılır. Diğerleri de program arasında.
Bir rükü şekli; parmaklar bükük vaziyette, dizler yere değdirilerek diz çöker gibi alınları da yere kadar indirilir ve tekrar ayağa kalkılır. Secde ise, sadece bir insan ayakta dikilir vaziyette iken saygılı bir şekilde Allah’ın huzurunda baş eğerek secde yapar.
Pazar ve bayram günleri rükü geleneği kilisece yasaklanmıştır. Bu uzun orucun bitiminde tövbenin gerçekleştirebilmesi için herkesin tövbe ve itirafını kilisenin yetkili kişinin önünde yapması ve Fasah bayramında da mutlaka kutsal kurbanı alması gerekmektedir.

Bu tür faaliyetlerle birlikte, bireysel ve toplumsal namazları ikiye ayrılır.

Bireysel namaz;
her bireyin evinde, iş yerinde, yolculuk esnasında veya bulunduğu herhangi bir yerde farz bilinen namazını kılması şarttır.

Toplumsal namaz;
toplu halde kilisede icra edilen dualardır. Kilisenin emri gereği her pazar ve bayram ayinine bütün bireyler katılması şarttır.
Süryani inancına göre İsa Mesih’in söylediği gibi: “Adımla toplanan her iki veya üç kişi ben aralarında bulunurum.”

Elem Haftası Nedir?
Elem Haftası, İsa Mesih’in çile çektiği haftadır. Bu haftada kilise yas tutmaktadır. Yukarıda söylediği gibi ilahilerin makamları yani nağmeleri hüzünlü makamlara değiştirir. Bu makamlar bu elem haftasına özgün makamlardır. Makamla okunan ilahilerin kitapları açık tutar, siyah örtülerle kapatır. Bu haftadaki törenler çok önemli törenlerdir.
Bunlar:
1-İsa’nın Kudüs’e giriş töreni. Pazar günü
2-Nehire töreni. Pazar akşamı
3-Ayak yıkıma töreni, Perşembe günü öğleden sonra
4-Fasah ayini, Perşembe sabahı
5-İsa’nın haça geriliş töreni, Cuma günü öğleden sonra
6-İsa’nın mezara defin töreni
7-Nurlu cumartesi ayini, öğleden sonra

Diriliş Bayramı
İsa’nın ölülerden yani mezardan diriliş bayramı, Pazar gününe denk gelir. Kutsal Ayin takdim edilir ve Mesih’in dirilişini sembolize edilen bir tören coşkusuyla kutlanır.
Bu törenlere herkesin katılması farzdır. Çünkü ruhsal bir vecibedir. Diriliş Bayramı / Paskalya 3 gün devam eder.
Bu bayramda yapılan özel yemekler vardır.
Bunlar:
1-Lebeniye
2-Sütlaç
3-Çörekler
4-Yumurtalar.
Yumurtalar renk renk boyanır ve ilk kez bu yumurtalar kırılarak oruç açılır.
Yumurtanın özelliği; Hıristiyanlığın temel inancını oluşturan ‘Üçlük ve Birliğin’ simgesi olup, İsa Mesih’in mezarını ve dirilişini ifade etmektedir.
Diriliş Bayramında kesinlikle et yenilmez. Gelenek olarak yukarıdaki yemekler yenilir.
Aileler birbirlerini kutlarken birbirlerine “Kom Moran men Kabro” ‘İsa ölülerden dirildi’ müjdesini verirler.
Sonrası da birbirinin bayramını kutlamak üzere evleri ziyaret ederler. Papaz da bütün cemaatin evlerini ziyaret eder, tütsü yakar ve bereket duası okur.

Paskalya sözcüğü: Fesho, Pasah ya da Pasağ sözcüğünden türemiştir. Fesho sözcüğü Süryanice ve İbranice bir sözcük olup özgürlük anlamı vermektedir. İsrail oğulları Mısırdan çıkarken kuzudan oluşan bir kurban keserek bayram yaptılar. Çünkü kölelikten özgürlüğe kavuşmuşlardır. İsa Mesih de böylece Hristiyanları gerçek özgürlüğe kavuşturduğu inancı taşıdıklarına inanırlar. Böylece Fesho, Pasah, Pasağ kelimesi Paskalya’ya dönüşmüştür.

Süryanilerde Çan Çalma Kültürü ve Geleneğin Nerden Geldiği ve Anlamı Nedir?
Süryani inancında; Allah dünyaya tufanı getirmek istediğinde Nuh’a verdiği emirde; kendine bir gemi yapmasını ve bir çan da koymasını söyler. Sabahlayın çan çaldığında ustalar ve işçiler işe başlamaktaydılar.
Öğle vakti çaldığında istirahat edip yemeklerini yiyorlardı.
Akşamleyin de çaldığında herkes işi bırakıp istirahat etmek üzere evlerine gidiyorlardı.

Kilisede namaz vakitlerinde çan çalma sebeplerine gelince; kilise ataları değişik yorumlar yaparlar bu konuda.
1- Çan sesi duyulduğunda haç işareti yapıp şu cümleyi söylerler: “Bizlere sağladığın kurtuluşun için bana izin ver ki sana övgüler sunayım ve dudaklarımı da aç ki ey Rab övgülerini terennüm edeyim”. 2- Nasıl ki borazan askerleri kralı övmek ve şahlandırmak için etrafında topluyorsa; çan’da müminleri kral olarak kabul ettikleri İsa Mesih’e övgüler ve yüceltmeler takdim etmek için etrafında toplar. 3- Nasıl ki telal, kralın askerleri düşmana karşı alarma geçiriyor ve hazırlıyorsa böylece çan da insanlık düşmanı olan şeytana karşı Süryanileri hazır duruma getirir.
4- Nasıl ki kral, telalın aracılığıyla askerlerine hediye dağıtmak için toplanıyorsa böylece çan da onları kral Mesih etrafında toplar ki onlara değişik manevi hediyeler vermesi için.
Bu inanç ile Süryanilerin çan çaldığı ifade edilmektedir.
Suruçlu Mor Yakup da yazdığı bir şiirinde yazdıklarımızı teyid ederken; “Şeytan çan sesinden korktuğunu ve irkildiğini açıklar”.

Süryanilerde cenaze törenleri ve geleneksel olarak ölüler için yapılan görevler nelerdir?
Ölüler cenaze törenleri ikiye ayrılır.
1- Sivillere ait cenaze törenleri
2- Ruhanilere ait cenaze törenleri

Sivillere ait cenaze törenleri 4 programdan ibarettir. Her program bir buçuk saat devam eder.
1-Erkeklere ait bir cenaze töreni programı
2-Kadınlara ait bir cenaze töreni programı
3-Genç bakire kızlara ait bir cenaze töreni programı
4-Çocuklara ait bir cenaze töreni programı

Ruhanilere ait cenaze törenleri de 5 gruba ayrılır. Bu törenler sivillerin törenlerinden daha uzun ve daha görkemli törenlerdir. Her birisi 3 saat civarında devam etmektedir.
1-Patrik ve Metropolitlere ait cenaze töreni
2-Papazlara ait cenaze töreni
3-Rahiplere ait cenaze töreni
4-Diyakoslara ait cenaze töreni
5-Rahibelere ait cenaze töreni

Bir ölünün vefatından üç, on beş, kırk gün sonra kendisine kilisede anma töreni yapılır ve adına Kutsal ayin icra edilir. Ayrıca seneyi devriyesinde de özel bir programla anılır. Bu anmalarda merhumun ruhuna yemekler yapılır ve sadakalar dağıtılır.
Bu inanç değerleri ve geleneğini Süryani hemşerilerimiz Mardin’de kendi ibadet yerlerinde ve kiliselerinde yaşamaktadırlar. Kültürlerin birbirinden etkilendiği ve bunun yaşam kodlarında da kendini belli ettiği Mardin’de böylesine farklı ve zengin ihtişamı ile yaşam devam etmektedir.
Temennimiz ve duamız Mardinimizdeki farklı kültürlerin, inanç değerlerinin, dinlerin, dillerin ve etnisitelerin barış ve huzur içerisinde sonsuza kadar devam etmesi/yaşamasıdır.

Bu makalenin hazırlanmasında bize bilgisi ve ilmi ile katkı sunan değerli dostum Kırklar Kilisesi ve Mardin’de diğer kiliselerin Horiepiskopos’u Gabriyel Akyüz’e,
Her zaman bizi seven ve destekleyen Deyrulzafaran Manastırı Metropolü Saliba Özmen beyefendiye ve diğer Mardinli Süryani ve Hristiyan hemşerilerimize teşekkür ediyorum.

11/Haziran/2020
Av. Mehmet Beşir Ayanoğlu

Horiepiskoposluk;
(Süryanilikte Din Adamları için Verilen Bir Unvan)
Süryani Ortodoks Kadasetli Patriği Moran Mor İğnatiyos Zakka I. Iwas’ın emirleri doğrultusunda
4 Mayıs 2003 tarihinde Mardin Metropoliti Mor Filüksinos Saliba Özmen tarafından Gabriel Akyüz’e Horiepiskoposluk rütbesine terfi edildi.



YAZARLAR