Bugün, 19 Ocak 2021 Salı

Nesrin Bulat


DENİYORUM AMA NEYİ

DENİYORUM AMA NEYİ


İnsan, rüyalarını kaleme alsa neler çıkar ortaya. Belli bir ana düşünce etrafında toplanmayan garip, savruk, saçma kurgular mı? Bir kitap okumuştum, sanırım bir yıl kadar oldu. Kitabın adı Tütüncünün Çırağı'ydı. Kahramanlarından biri de Freud'du. Acı çeken ve bilinç altının isyana dönüşmesiyle kabuslar gören tütüncü çırağına önerisi gördüklerini yazması olmuştu. Bir psikolog için son derece ip uçları taşıyor demek ki rüyalar. Kim olduğunu, ne hissettiğini, korkularını, kaygılarını ele veriyor olmalı. Tamam yahu, durun hemen paniğe kapılmayın kitap adı filan verince sıkıcı olmaya başladığımı düşünüp yazıyı okumayı bırakmayın.  Ana konu...

Rüyalar, diyordum. Psikoloji açısından önemli olabilir. Her gün görüp yazarsan, yazarlık becerin de kuşkusu gelişecektir. Bütün bunları sağından, solundan dolandırıp konuyu toparlayamayacağımı düşünüyorsanız acele etmeyin. Bir haftadır garip rüyalar görüyorum, yarı ürkütücü yarı saçma... Yazsam garip bir kurgu olur mu ya da kitap olarak bassam? Tamam, deli saçması belki, kabul ediyorum ama Nasreddin Hoca misali "Ya tutarsa." Deneyen var mı ki, siz denediniz mi ya da? Saçma, derken neye göre kime göre saçma? Bugünkü konumuz "Denemek" olsun mu, kuşkusuz öğrenmenin yollarından biri de denemek. Şimdi deniyorum. Dün gördüğüm rüyayı anlatayım bakalım, ilginizi çekecek mi, bir amaç ya da ana düşünce etrafında toplanacak mı yazdıklarım. Olmazsa ne kaybederim? Bir daha rüya yazmam. Bir sonraki yazım yayınlandığında birileri "Aman boş ver onu, abuk sabuk yazıyor." der ve yeni yazdıklarımı  okumaz. O olur, bu olur... Hiçbiri deneme isteğimden doğan meraktan daha önemli görünmüyor gözüme. Nasreddin, aptal gibi mi görünüyor koca gölün önünde bir kase yoğurtla otururken? En fazla kaybettiği bir kase yoğurt ve eh biraz da imaj sarsılması olabilir. Peki, ya gerçekten o imajı kaybetmiyorsa. Yani, hala anlatıp gülümsüyoruz ya fıkralarına, kaç yıl sonra anabiliyoruz , unutmamışız onu.  N'apıyorsun hoca göle yoğurt çalınmaz, diyene kulak assa, bugün bu fıkra anlatılmazdı. Her söze kulak assa adı bile anılmazdı. Denemekten korkmadı. Rezil olurum, kaygısı gütmedi. Sözün özü denemek de cesaret istiyor. Komik duruma düşebilirsin, başarısız olabilirsin... Merak duygusu, öğrenme arzusu varsa içinde azıcık rezil olma pahasına da olsa her şeyi göze alırsın. Öğrenmek her şeye değer. Bazen denemeden gerçekten öğrenemezsin.

Dikkat, deniyorum!

Bu hafta gördüğüm rüyaların tamamını anlatmayacağım korkma,  sen korktuğun için değil ben anlatmak istemediğim için. Seni önemsizleştirmek için de değil bu cümle. Asla, dünyadaki herkes sadece doğmuş olmakla bile önemli. Dün geceki rüyamı anlatmakla yetineceğim hepsi bu. Öncelikle şunu söyleyeyim siyah beyaz çekilmiş bir sinema filmi gibiydi. Palmiyelerin süslediği, yerlerin taşlarla örülü olduğu, iki tarafında yüksek binalar ve alış veriş yerleri olan bir sokakta sırtını ağaca dayayabileceğin ahşap bir banka oturmuştum. Başımdan denize doğru martılar geçiyordu. Üzerimde kaşe pardösü, nerden çıktığı belli olmayan rüzgara karşı sımsıkı sardım kollarımı. Siyah botlarımın burnuna küçük küçük kar tozu atıyordu. Oysa günlük güneşlikti hava. Evden çıkarken neden bu kadar sıkı giyindim diye hayıflanmıştım. Tozlar halindeki karlar da nereden çıktı üstelik gittikçe tanelemeye başladı. Bir çocuk, eski zamanlardaki gibi gazeteyi koşarak ve avazlayarak satıyordu: "Yazıyor!.. Kuzey Yarım Kutbu'na elli yıl sonra ilk kez kar yağacak. Yazıyor... Yazıyor."Demek bugün, elli yıl sonraki o günmüş! Demek artık elli yılda bir yağıyormuş kar. Bir insan ömründe kaç kez kar görür ki o zaman? Hayırlısı... Ben rüyamı anlattım dostlar, yorum sizin. Dünyaya ne oldu böyle ya da henüz tam olarak bir şey olmadı asıl olacaklar ileride mi? Bütün bunların mimarı kim?

Ha, rüyamı anlatmakla denemiş oldum. Korkmadım, korkmuyorum kaybetmekten. Gerekirse yine ve başka rüyalarda görüşürüz.



YAZARLAR