ANLAMAK VE ANLAYAN SEVGİ
ANLAMAK VE ANLAYAN SEVGİ
Tarih: 3.02.2020 20:23:20 / 528okunma / 0yorum
Yusuf Beğtaş

İçsel referanslar ile dışsal referansların uyumsuzluğundan ötürü hayatta hakikat ve realite çoğu kez çatışma halindedir. Çünkü her insanın belli bir bilgi düzeyi var.  Her insanın algılama ve değerlendirme kapasitesi farklıdır. Herkes ancak kendi kapasitesine uygun bilgilere anlam verebilmektedir. Bir üst düzey kavranmadığından algılar, hakikate göre değil, realiteye göre şekillenmektedir. Bu şekillenmede karmaşık psikolojik etkenler ve yerleşik algılar kadar, niyet ve bakış açısındaki bozuk veya sağlam güdüler de belirleyicidir.  “Eşyayı, olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz” sözü ya da “insanlar, görmek istediklerini görürler” ifadesi bu şekillenmeyi çok güzel belirtmektedir. Bunun için sosyal anlamda, insanlar arasında dengesizlik yaratan, hatta uçurumlar açan başlıca iki faktör var: Yanlış anlaşılmak, ya da anlaşılmamak.

Bu iki faktör kadar, insan organizmasında gerginlik ve ruhsal gerilim üreten bir başka etken de, sevgisizlik ve onun bir türevi olan nefret ve öfkenin dayattığı olumsuz koşullanmalardır. Ancak yüreği sevgi ile çarpan ve anlayan sevgiyi yakalamış insan olumlu düşünmenin gücü ile -kısa sürede- kendisini bu dengesizliklerin etkisinden arındırabilir, kurtarabilir.

İnsanı var eden, ayakta tutan, mutlu ve başarılı kılan, gelişimini sağlayan gerçek güç, sevgi gücünden beslenen olumlu düşünce gücüdür. Gücün sevgisi asla değildir. Çünkü Süryani kültürüne göre, sevginin inayet bankasında iflas yoktur. Sevgi, insanın hem kendisine, hem başkalarına değer vermesi demektir. İnsanın hem kendisine, hem başkalarına zarar vermemesi ve incitmemesi demektir. Hayatın bütün alanlarında var olanı geliştirmek ve var olanı büyütmek demektir. Gerçek sevgi yola çıkınca, muhakkak saygı ve samimiyet de ona yoldaşlık eder.

Gerçek gücün ana bileşeni olan sevgiyi Amerikalı ünlü yazar Gary Zukav şöyle açıklamaktadır:

"Sevgi bir oluşumdur. Bir duygu ya da bir karşılık değildir. Sevgiyi yaratamazsınız ama yaşayabilirsiniz ve yaşadığınızda sizi içine alır. Bir kişiyi ya da nesneyi öbüründen fazla sevemezsiniz. Sevgi, siz dahil her şeyi değerli kılar. Tüm baskıları ortadan kaldırır. Sevginin sınırları, koşulları, yargıları ve gizli amaçları yoktur. El fenerinizi yakıp söndürebilirsiniz. Güneşi yok edemezsiniz. Sevgiyi gereksinimle karıştırmak, el fenerinizle güneşi karıştırmaya benzer. Sevdiğinizde siz ve sevgi birbirinden ayrılmaz olur. Başkalarına ve kendinize duyduğunuz sevgi birbirinden ayrılmaz olur."

Bilgi ve Bilgeliğin Sırrını açıkladığı Mirdad´ın Kitabı isimli eserinde Lübnanlı Süryani yazar Mikhail Naimy (1889-1988) de sevgiyi şöyle tarif etmektedir:

"Sevgi bir erdem değildir. Sevgi bir ihtiyaçtır; ekmek ve su gibi; ışık ve hava gibi. Kimse sevdiği için kendisiyle gurur duymasın. Ama tıpkı havayı içinize çekip dışarı soluduğunuz gibi çekin içinize sevgiyi. Kimsenin onu göklere çıkarmasına gerek yoktur sevginin. Sevgi kendi değerini bulduğu yürekleri çıkarır göklere. Sevgi için ödül beklemeyin. Sevgi yeterli bir ödüldür sevgi için, tıpkı nefretin yeterli bir ceza olduğu gibi Nefret için. Sevginin hesabını da yapmayın. Sevginin verecek hesabı yoktur, kendinden başkasına. Sevgi ödünç de almaz, borç da vermez; almaz da satmaz da; ama verdiği zaman her şeyini verir; aldığında, her şeyi alır. Zaten almanın kendisi vermektir, vermek ise almak. Bu yüzden aynıdır ikisi bugün, yarın ve gelecekte. Tıpkı vahşi bir nehrin kendini denize akıtması ve denizle dolması gibi, siz de kendinizi sevgiye akıtmalı ve sevgiyle dolmalısınız. Denizden gelen armağanı almayan havuz, durgun bir havuzdur."

İçten pazarlıklı dürtülerin etkisiyle egonun/nefsin yaptığı her şeye karşılık beklenildiği, maddi-manevi beklenti içine girildiği durumlarda, kalemiz olduğunu düşündüğümüz yer, bir anda kuma dönüşebilmektedir. Bu da, geleneksel yaklaşımların aşındığı ve hatta parçalara ayrıldığı bu zamanda büyük hayal kırıklıklarına neden olmaktadır. Onun için savrulmalardan, toslamalardan ve ruhsal örselenmelerden büyüyerek, gelişerek, tekâmül ederek çıkabilmek, ancak hayattan öğrenmeye açık olmakla mümkündür.

Hayal kırıklıklarını tetikleyen ve sorunları körükleyen esas mesele çoğu kez geleneksel (veya nefsani) yaklaşımlar değildir. Daha çok genelleyici tutumları besleyen stereotipler yani kalıp yargılardır. Dar düşünsel kalıplara dayanan tanımlama ve değerlendirme sistemidir. Ruhsal değerlerin ve gerçek bilgiye dayalı değerlendirmelerin yoksunluğudur. Merhametli farkındalığın ve etkin diğergamlığın noksanlığıdır.

Kalıp yargılardan güdülenen geleneksel yaklaşımlar, etkin diğergamlıkla, ruhsal (yani ahlaki ve vicdani) değerlerle, yeni bilgilerle sentezlenmesi halinde  -(aile, eğitim, toplum, siyaset, iş, idare, vs.)-  bütün alanlardaki akış daha çok rahat olacaktır. Tıkanıklıklar ve zorluklar daha rahat aşılacaktır. Çünkü stereotipler (kalıp yargılar) yerleşik algıları olumsuz yönde beslediğinde, önyargıları ve olumsuz koşullanmaları körüklediğinde, geleneksel yaklaşımların/tutumların etkisi gayri iradi artmaktadır. 

Bunun içindir ki, hümanistik psikolojinin öncülerinden Abraham Maslow (1908-1870) "anlamak sevmenin olmazsa, olmaz kuralıdır" demektedir.

Bilim insanı Albert Einstein (1879-1955) de  "herkes beni sevdi, ama kimse beni anlamadı" demektedir.

Doğrudur, sevmeden önce anlamak gerek.  Anlamadan sevmek, kumun üstünde yapılan bina ise, anlayarak sevmek, kayanın üstünde dikilen binadır.

Nefret ile sevgi arasında gelgitler yaşayan hayatın akışı içinde anlayan sevgi, kayanın üstünde dikilen bina gibidir. Anlayan sevgi, zafere ulaşmanın ancak ruhun ilahi değerleriyle mümkün olduğunu bilir. Değerlendirmelerinde gözettiği temel kıstas, ‘‘İnsanı kirleten şey, dışarıdan girenler değil insanın içinden çıkanlardır´´ (Markos: 7-18) sözünde olduğu gibi, dış görünüş değil, içsel dünyadır.

Türkiye´de kendi alanında duayen olan psikolog yazar Doğan Cüceloğlu hocamızın yazdığı üzere; ‘‘Kendini kabul etmiş ve anlamış olgun insanın diğerlerine kendini kabul ettirme gereksinimi yoktur; insanlar onun çevresinde kendileri olabilirler ve düşündüklerini rahatlıkla söyleyebilirler. Kendini beğenmiş, olgun olmayan insanın diğerlerine kendini beğendirme, sürekli kendi düşünce ve beklentilerini başkalarına kabul ettirme gayreti vardır.´´

 

Anlayan sevgiye sahip kişi, içsel boşlukları doldurmuş, dışsal çıkıntıları düzleştirebilen insandır. Onun için kişiliğini/kimliğini sahip olmakla değil, var olmakla bulur. Yolun koşullarına göre seyreder. Devamlı temkinli ve tedbirli davranır. Bilgiyi bilgeliğe dönüştürür. Vizyon sahibi olur. Vizyon varsa rehberlik de var, yol işaretleri de.

Anlayan sevgiyi yakalamak için egoya ait etkilerden ve nefsani baskılardan kurtulmuş olmayı ve ruhsal değerlerin güdümüne girmiş olmayı gerektirir. Çünkü egonun karşıtı olan ‘‘ruh´´, çok köşeli, maddesi sevgi olan bir kristale benzer. Bu kristalin üzeri ‘ego, ben´ denilen bir çamurla kaplıdır. Yaşam, bu kristali çamurlardan temizlemek, kristalin yüzeylerini ‘yani özü´ parlatmak anlamına gelmektedir. Bu parlama olmadıkça, özün gürleşmesi, yaşamın yüksek enerjisi olan sevginin ortaya çıkması mümkün değil. Manevi benliğini keşfedebilenler, çamurları temizleyerek bu özü parlatmayı başaranlar olgun insanlardır. Onlar, ‘var olmakla´ benliğini bulur. Manevi benliklerini keşfedemeyenler, egoya ait çamurları temizlemeyi başaramayanlardır. Bunlar yetişkin olsa da, ruhen büyümemiş/çocuksu insanlardır. Bu tür insanlar ‘sahip olmakla´ benliğini bulur. Değerlendirmelerini de daha çok dış görünüşe göre yapar. Özgünlüğü, özgürlüğü, farklılıkları, benzemezlikleri sömürü ve istismar aracı olarak görür ve bunu bir beceri olarak lanse eder.

 

Anlayan sevgiyi yakalamış kişi, kendini tanımış ve anlamış insandır. Fark edilmezse de, o kendini fark etmiştir. Tanınmasa da, o kendini tanımıştır. Keşfedilmese de, o kendini keşfetmiştir. Kendine ulaştığı için gudubetin/kabalığın türev ve türlerinden kurtulmuştur. Çünkü o özsevgisini, özsaygısını, özdeğerini, özdisiplinini, özdenetimini, özgüvenini iç dünyasında bulmuş, içsel donanımları zengin insandır. Yalnış anlamalarda ve yanlış anlaşılmalarda, egoya ait baskılara ve nefsani arzulara rağmen empatik tutumlarla, olaylara haklı-haksız merceğinden değil, hakkaniyet ölçeğinden bakarak, devamlı doğru/adil olanı yapmaya gayret gösterir.

 

Bu bağlamda Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazar Aleksander Soljenitsen (1918-2008) şöyle yazmaktadır: "Eğer arzularımızla taleplerimizi kesin biçimde sınırlamayı, çıkarlarımızı ahlaki ölçütlere tabi kılmayı öğrenmezsek, insan doğasının en kötü yanları dişlerini gösterirken bizler -yani insanlık- paramparça olup gideceğiz."

Ben de, konunun hassasiyetini ve hayatiyetini saygıdeğer Kemal Sayar hocamızdan ödünç alacağım bir alıntıyla vurgulamak istiyorum:  "Sadece ruhumuzda taşıdığımız mücevherler bizi başka insanlardan farklılaştırdığını, ele geçirerek değil, ancak ele geçirmeyi ret ederek gerçek manevi doyuma ulaşabiliriz."

Buradan çıkan sonuca göre, günümüzün koşullarında en iyi hile, hilesizliktir. En iyi politika, samimiyet ve dürüstlüktür. Çünkü samimiyet ruhun özgürlüğü; dürüstlükse, özgünlüğün doğal halidir. Bu farkındalık, yaşamın bütün alanlarında hayati öneme haiz bir ışıktır. Bu ışık özgünlük ile özgürlük arasındaki dengeyi sağlamlaştırmaktadır.

Anlayan sevgiyi yakalamış insanlar emin olmalı ki, ilahi inayetin bankasına iflaslar hiç uğrayamaz. O bankaya yapılan yatırımların getirisi büyüktür. Dünyevi yaşamda da -ihtiyaç halinde- imdada yetişen ebedi kazançlara ve faydalara sahiptir.

Bir deyişte geçtiği üzere, "İnsan, insanlardan oluşur. Bazıları kalbimiz ve şevkimiz olur. Bazıları          da        ANLAYAN SEVGİMİZ. Bazıları da,    eğitmenimiz ve öğretmenimiz olur. Bazıları da cefamız ve derdimiz..."

Anahtar Kelimeler: ANLAMAK, ANLAYAN, SEVGİ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Temiz Yürek ve Verdiklerimiz (22 Mart 2020 - Pazar)
Yaşamın Amacı (22 Ocak 2020 - Çarşamba)
2020 Yılı Karşılaması (03 Ocak 2020 - Cuma)
Süryani Kültürüne Göre Tevazu (24 Aralık 2019 - Salı)
Özgünlük ve Farklılıklar (07 Aralık 2019 - Cumartesi)
DİN VE SOSYAL ADALET (17 Kasım 2019 - Pazar)
ÖZÜN GÜRLEŞMESİ VE DİYAR-İ CİBRAN (28 Eylül 2019 - Cumartesi)
İYİ BAYRAMLAR (10 Ağustos 2019 - Cumartesi)
Çiftçi ve Oğulları (02 Ağustos 2019 - Cuma)
BESLENEN TARAF KAZANIR (30 Temmuz 2019 - Salı)
SÜRYANİCENİN ANLAM DERİNLİĞİ (07 Haziran 2019 - Cuma)
Paradigmal Kurumlar (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Gençlik ve Farkındalık (30 Ocak 2019 - Çarşamba)
Sosyal Bilimci Yuhanun Bar Adi Kimdir ? (12 Ocak 2019 - Cumartesi)
2019 YILI (01 Ocak 2019 - Salı)
Süryanicenin Tarihsel Önemi ve Durumu (15 Eylül 2018 - Cumartesi)
Diyarbakır Antik Dicle Köprüsü (08 Eylül 2018 - Cumartesi)
SIZILI ÇAĞRIŞIMLAR (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Sayfa:
Sadun Ertaş
Sadun Ertaş
CORONA KARANTİNA GÜNCESİ -3
Mehmet ÇELİK
Mehmet ÇELİK
SOSYAL MESAFE!
Ceylan Alkan
Ceylan Alkan
Yalnızlık Sözleri 1
Fatma Karsak
Fatma Karsak
Kendimize Zarar Veriyoruz
Fazile Aşar Aydınalp
Fazile Aşar Aydınalp
Virüsün Çeşidi Farklı
Yasemin Ceylan
Yasemin Ceylan
CORONA (COVİD- 19)
Yusuf Beğtaş
Yusuf Beğtaş
Temiz Yürek ve Verdiklerimiz
Semih Hocaoğlu
Semih Hocaoğlu
Yanlış yapıyoruz arkadalar
Gülüş  Teke
Gülüş Teke
BİR KADINDAN NOT VAR
Nesrin Bulat
Nesrin Bulat
VAZGEÇME
Barış Korhan Psikolojik Danışman
Barış Korhan Psikolojik Danışman
ŞİİR DENEMELERİM
Latif Sakız
Latif Sakız
MUHTEŞEM MARDİN KALESİ
Sedat Eriş
Sedat Eriş
Mehmet Ali DOĞAN ve JEOTERMAL ENERJİ-1
Şehnaz Özmen
Şehnaz Özmen
Yeni Yılda Yeni Umutlar!
Metin Aydın
Metin Aydın
herkesin tepkisi kendinden azade.
Hasan Anuk
Hasan Anuk
TEKRAR 3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜNDEYİZ
Burcu Değer
Burcu Değer
KÜÇÜK BİR NOT
Vicdan Ceylan
Vicdan Ceylan
Yaşama Dair
Uz.Dr. Muhammed Şeyhanlı
Uz.Dr. Muhammed Şeyhanlı
OKUL BAŞARISI İÇİN SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ
Ahmet Çınarbaş
Ahmet Çınarbaş
Bu Ne Sessizlik
Mehmet Şerif Öter
Mehmet Şerif Öter
Kadınlar Neden Cuma Namazına Gitmesin ki ..
Mehmet Emin Karakulak
Mehmet Emin Karakulak
KIZILTEPE"DE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ..
H.Nurcan Pınar
H.Nurcan Pınar
BAYRAM AYNI BAYRAM BİZE NE OLDU...
Tuba Mungan Bilem
Tuba Mungan Bilem
Hayatı Sorgulamak
Büşra Akar
Büşra Akar
MEZOPOTAMYA´NIN KALBİ: HASANKEYF
Dr. Nihat Özkan
Dr. Nihat Özkan
Gün ayrışma değil, birleşme günüdür!
Nurullah Aydın
Nurullah Aydın
Tanışma Yazısı
Muhammet Baran Aslan
Muhammet Baran Aslan
İNSANLIK OYUNU
U.Duygu Fırat Tellioğlu
U.Duygu Fırat Tellioğlu
Adnan Avuka
Adnan Avuka
Artuklu ilçe belediyesi aday adaylarına açık mektup
Av.Mahir Karaboğa
Av.Mahir Karaboğa
NE YAMAN ADAM AMA!
Ercan Atay
Ercan Atay
HİZMET SEVDALISI BİR BÜROKRAT
Mehmet Kızılkaya
Mehmet Kızılkaya
Mardin Şehrini ve Kızıltepe İlçesini Güzelleştiren İnsanlar
Yrd.Doç.Dr.Gülseren Sağcan
Yrd.Doç.Dr.Gülseren Sağcan
Bu yazıyı okumadan grip aşısı olmayın
Opr.Dr.Adem Özden
Opr.Dr.Adem Özden
GEBELİK ve ORUÇ
admin
admin
Abdullah Yılmaz
Abdullah Yılmaz
Gündem
Röportaj
Yaşam
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Alexa

Alexa

Mardin için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:42 07:23 12:30 15:01 17:19 18:47
Sen gönlünü beslemeye bak..! Yücelere gidecek, şereflenecek odur."

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
Google
Custom Search
Kültür / Sanat
Asayiş
Arşiv