Bugün, 19 Ocak 2021 Salı

Semih Hocaoğlu


11 Mart 2019- 11 Ocak 2020

11 Mart 2019- 11 Ocak 2020


Öncelikle " çalışmayan " gazeteci olarak ;

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutluyorum.

Çalışıyor gibi yapan gazeteciler bu yıl da kusura bakmasın .

X X X

Yazı başlığının da çağrıştığı üzere ; tüm dünyayı etkisi altına alan COVİD 19 belasının başladığı günden bugün itibariyle tam 10 ay geçti .

Her ülkenin adeta teyakkuz durumuna geçerek ilk günden başlattığı mücadelesi artarak devam ederken ; biz Türkiye olarak önlem ve tedavi konusunda işin neresindeyiz ?

Nasıl bir tavır takındık ?

Nasıl bir mücadele sistemi geliştirdik ?

Bu beladan zarar gören büyük bir kitleye nasıl yardımcı olabildik ?

Alınan önlemler ve tedavi yöntemleri yeterli miydi ?

İlk günden beri yaşanan belirsizlik , verilen çelişkili beyanatlar vatandaşın kafasını karıştırmaya devam ediyor .

COVİD 19 süreci dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye kadar belirsiz , muğlak ve muamma yaklaşımlarla yaşanmadı .

Etkinlik ve yetkinlik itibariyle bu süreci , oluşturulmuş olan Bilim Kurulu'nun yönetmesi gerekirken ; alınacak önlemler ve izlenecek rota başka kanallarla kararlaştırılıp uygulamaya konuldu .

Başrol olması gerekirken ; Bilim Kurulu figüran olmaktan ileri gidemedi .

Vatandaşın maske problemini bile yüzüne gözüne bulaştırarak halledemeyenler ; ilginç ve çelişkili kararlarla süreci daha da zora soktu .

Maske- Mesafe- - Hijyen üzerinde odaklanıp üç kişinin birlikte yürümesine izin vermeyenler ; toplantı, AVM , toplu taşıma ve kongrelere serbestlik tanıyarak bulasmayı zirveye taşımayı becerdi .

İnsanlar patır patır hayatını kaybederken ; turkuaz tablodaki gerçek dışı rakamlarla insanlar yanlış bilgilendiriliyor . Sözde panik olmasın diye açıklanmayan gerçek vefat sayısı doğru olarak verilmiş olsaydı ; daha duyarlı ve sorumlu davranılarak ölü sayısı çok aşağıya cekilebilirdi .

Türk Tabibler Birliği ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ısrarlı dayatmasıyla daha yüksek rakamlar verilmeye başlanmasına rağmen , yine de gerçek rakamın çok daha yüksek olduğu ifade ediliyor .

Önlem almakta her kesimden daha duyarlı olan + 65'leri ; bulaşın tek müsebbibi onlarmış gibi ev hapsine mahkum etti .

Birçok işyerini kapatma kararı alıp ; binlerce esnafı ve onbinlerce çalışanını perişan etti.

Var olan işsizlik katlanarak büyürken ; sayın TÜİK verdiği afaki rakamlarla işsiz sayısının her geçen gün düştüğünü açıklıyor .

İkide bir alınan değişik kararlarla yaz-boz tahtasına dönüşen eğitim sistemi çöktü . Yuzbinlerce öğretmen ve milyonlarca öğrenci yarınını bilmez hale geldi .

Her akşam eline tutuşturulan kağıttan bize bilgi aktaran salgın sürecinin sözcüsü ; alınan ciddi önlemler (!) sonucu hasta sayısında ve ölüm sayısında azalmalar yaşandığını söylüyor şimdi .

Adama sormazlar mi ?

Doğru olmayan verilerle hasta sayısının 8-9 bin, ölü sayısının 60-70 kişi olduğu açıklandığında ; hastanelerde yatak sayısı ve yoğun bakım doluluk oranı %90'larda olurken ; yaklaşık 30 bin olan hasta sayısı ile 300'lere ulaşan ölü sayısınin ;10 bin hasta ve 200 ölüye düştüğünde doluluk oranı nasıl %60'lara düşer ?

Bu ters orantı ; sayıların olduğundan çok daha az gösterildiğinin itirafı oldu .

Bu kadar belirsizlik ve muglaklık karşısında ; fizyolojisi ve psikolojisi iyice bozulan vatandaşın kafası nasıl karışmaz ki ?

Birçok sorunun cevabını alamayan , var olan bu çelişkiler karşısında kafası iyice karışık olan vatandaş ; şimdi de asi konusuna odaklandı .

Bugun-yarın derken bir aydır beklenen aşılar nihayet Çin'den geldi .

Bu aşı ne kadar güvenli ve etkili ?

Daha ucuz ve daha güvenli olduğu söylenen diğer aşılar değil de neden Çin'in SİNOVAC aşısı ?

İki doz olarak yapılması gereken aşıya yaklaşık 130-140 milyon adet ihtiyaç varken ; gelmiş olan 3 milyon doz kimlere ve nasıl bir takvimle yapılacak ?

Türk asıllı profesörler Uğur Şahin ve Özlem Tereci'nin Almanya'da gelistirdigi BİONTECH aşısı için " 4.5 milyon doz garanti , 30 milyon doz belki " şeklinde yapılan anlaşma ne anlama geliyor ?

Şu ana kadar üretilen 13 milyar doz aşının 9 milyar dozluk bölümü gelişmiş ülkeler tarafından alınmışken ; bizim alabildigimiz 3 milyon doz . Onun da nasıl uygulanacağı belli değil .

Bugüne kadar üretilmiş olan 4 aşıdan toplam 24 milyon kişinin aşılandığı açıklanırken ; Çin aşısının etkinliğini Endonozya %65.3 , Brezilya %78 , Türkiye %91.25 olarak belirledi .

Böylesine cevapsız kalan sorular ve kafa karışıklığı sonunda ; şöyle veya böyle ölmeden kurtulacak kişilerin birer psikolojik hasta olarak yaşamlarını sürdüreceği kaçınılmaz gibi gözüküyor .

Bir de herkese Latince öğrenme zorunluluğu getirdi COVİD-19

Bu denli kafa karışıklığı yetmezmiş gibi literatüre ; PANDEMİ , ENTUBE , MUTASYON gibi tıbbi Latince deyimler ekleyip , sabah akşam bize bunları dinletiyor , bunları okutuyorlar .

10 aylık bir süreçte bu bela ile mücadelede ciddi bir mesafe alamadık . Süreci yönetmekte olanların tutarsız ve çelişkili uygulamaları karşısında güvensizlik oluşmuş durumda .

Bu saatten sonra yapılması gereken ; toplantılarda tavsiyelerine uyulmadığı , birçoğunun çeşitli televizyon ekranlarına çıkıp bilimsel yaklaşımlarla olması gerekenleri anlatmalariyla anlaşılan Bilim Kurulu Üyelerinin ; figüranlıktan ayrılıp yapacakları ortak açıklamalarla vatandaşı rahatlatmasi ve yeni bir güven ortamı tesis etmesi gerekmekte.

Oldukça uzadı ve oldukça sıktı galiba....

Sahi ;

" Benim mağdur başörtülü bacım "

" Senin konu mankeni , vitrin süsü olan başörtülüler "

" Terörist il başkanı "

" Ekonomide sahlandik "

" Eğitimde çağ atladık " değil mi ?......

Dip not ; Kırsal kesimde ortalama 7-8 kişinin yaşadığı her evde ; maske , dezenfektan ve temizlik malzemesi için ekstradan ayda yaklaşık 300 lira civarında ek bir harcama oluşurken ; Valilik ve Belediyelerin aylık yardımlarla katkı sunması talebimizin değerlendirileceğini umarım .



YAZARLAR