Bugün, 12 Temmuz 2020 Pazar

Hemşireler Günü Erken Kutlandı.

Ankara, Gazi Mustafa Kemal Hastanesi yönetimi, hemşireler gününü erken kutladı.

        Ankara Gazi Mustafa Kemal Hastanesinde, Başhekimi Uz. Dr.Abdurrahim Yıldırım ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Şükran Yediel Aras´ın katılımı ile ?Hemşireler Günü? kutlandı.

          Hemşireler günü kutlamaları kapsamında, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik Esasları Ana Bilimdalı Başkanı Yrd.Doç.Dr Ebru Erek Kazan, Hemşireliğini dünü, bugünü ve yarını konulu bir konuşma yaptı. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Psikiyatri Hemşireliği Ana Bilimdalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Birgül Özkan, Hemşirelikte iletişimin önemini anlattı.

        ? Mesleğim Hemşirelik? öykü sunumunu, Gazi Mustafa Kemal Hastanesi Yoğun Bakım Hemşiresi Berna Gizem Daşdelen Yaptı. Öykünün sunumu katılımcılara  duygulu anlar yaşattı. Doğum yapan bir kadının ve bebeğinin hayata tutunuşunu  ve acı sonunu anlatan öykü şöyle :

       ? Yüklenmiş olduğum sorumlulukların bilincinde,geliştirdiğim anlayış ve becerilerimle ,herhangi bir ırk,inanç, siyasal veya sosyal düzen ayrımı gözetmeksizin hastalarıma bakacağıma , hayatı korumak , ızdırabı hafifletmek, sağlığı yüceltmek için gereken her türlü çabayı göstereceğime...´

           Sözleriyle başlayan Hemşirelik  andını söyleyeli bir ay geçmemişti henüz.Tüm idealist düşüncelerle meslek hayatımın ilk nöbetlerinden birini tuttuğum gündü.

              Son baharın kendini iyice hissettirdiği, soğuk ve yağmurun camları aşındırdığı bir gece tanışmıştık Hatice´yle.

         38 yaşında son dönem kemik kanseri ve 26 haftalık gebe olan Hatice, solunum yetmezliği tedavisi için yoğun bakıma kabul edilmişti.
         Meslek hayatımda ilk defa öyle bir hasta ile karşılaştığım için oldukça şaşırmıştım. Bir taraftan hastanın kötüleşen durumunu düzeltebilmek, diğer taraftan bebeği merak etmekten de kendimi alamıyordum. Bebeğin kalp atımlarını dinlediğimde istemeden de olsa heyecanlanıyordum. Diğer yandan da Hatice´yi düşünüyordum, hastalığı nedeniyle tek bacağı kesilmişti.
          En temel ihtiyaçları için mutlaka birinin yardımına muhtaçtı. Üstelik durumunun gittikçe kötüye gittiğinin de farkındaydı, kendi içinde yaralayıcı bir karmaşa yaşıyordu adeta. Bir yanda yaşamının son günlerini yaşayan Hatice, bir yanda da yeni bir hayata hazırlanan bebeği vardı.
          Gebelik, her açıdan durumunu daha da sıkıntılı bir hale sokuyordu. gebelik nedeniyle gerekli olan tedaviler uygulanamıyordu. Buda Hatice´nin durumunu kötüleştiriyordu. Bebek büyüdükçe annesinin nefes alması zorlaşıyordu.
Yaşanan sıkıntılara rağmen Hatice, bebeği aldırmayı reddetmişti. Zira bu dünyaya, eşine ve sevdiklerine öldükten sonra kendinden bir parça bırakmak umudu ile hayata tutunuyordu. Bebeğin erken doğum ihtimali olduğu da söylenmişti kendisine, bu yüzden, en çok erken doğum yapmaktan korkuyordu. 
Kendisinden sonra bebeğinin hayata tutunmasına yetecek kadar gebeliği sürdürmek niyetindeydi. Her fırsatta ?en erken kaç haftalık doğan bebeklerin yaşamaya devam ettiğini? soruyordu. Sanki, olacakları hissetmişçesine günlerce bu korkuyla yaşadı.
          Yoğun bakımda izlemi devam ederken aniden bastıran bir karın ağrısı tarif etti. Biz de ağrının şiddetini, sıklığını değerlendirerek, doğumun başlayıp başlamadığını anmaya çalışıyorduk. Ancak Hatice, bunun bir gaz sancısı olduğunu ve evde de sık sık aynı durumla karşılaştığını söylüyordu. Biz yine de, kadın doğum uzmanı Ayşe Hanıma haber verdik. Ayşe Hanımla konuşmamızın üstünden 15 dakika geçmemişti ki aniden doğum eylemi başladı.  Biz daha hazırlıkları sürdürürken doğum gerçekleşti. Ben meslek hayatımda, bu kadar çabuk gerçekleşen bir doğumla ilk defa karşılaşıyordum, oldukça şaşkındım. Bu zamana kadar, hastaların son nefeslerini verdikleri ellerim ilk defa yeni bir hayatın başlamasına, vesile olmuştu.
    Ellerimde 26 haftalık yeni doğan bir kız bebek tutuyordum. Öylesine çaresiz öylesine şaşkındı ki sanki ?Beni bırakma dercesine? ? umutla? parmağımı sıkıca kavramıştı.
    Ben şaşkınlık, mutluluk, gözyaşı ile karışık duygular yaşarken bir taraftan kadın doğum uzmanı , diğer taraftan da çocuk doktorları yoğun bakıma gelmişti. Biz anneye müdahale ederken doktorlar da bebeği, yeni doğan yoğun bakıma götürmüşlerdi. 
         Hatice sadece birkaç saniye görebilmişti kızını , ? yaşıyor mu? diye sordu, ?evet yaşıyor ? diye cevap verdim. Giderken kızının tiz bir sesle ağlamasını duyduk. Hatice derin bir oh çekti ve uykuya daldı. 
 Anne kız ayrı yoğun bakımlarda yaşam mücadelesi veriyordu. Devam eden günlerde Hatice´nin durumu gittikçe kötüleşmeye başladı. Kendine geldiği zamanlarda ?kızım nasıl ?diye soruyor ?bir an evvel kızını kucaklamak istediğini söylüyordu.?  Kızı onu hayata bağlayan yegane umudu olmuştu. Hatice´nin durumu gün geçtikçe kötüleşti ve  yapılan tüm tedavilere rağmen ,doğumdan iki hafta sonra hayata veda etti. 
        Hatice doğurmak için hayatını hiçe saydığı, yaşamak için kendisine umut olan kızını bir kez bile öpüp koklayamadan, bağrına basamadan aramızdan ayrılmıştı. Kızı ise annesinin gidişine en fazla iki hafta dayanabildi. O da verdiği yaşam savaşını kaybetti.
         İşte o gün  hemşirelik mesleğinin  hasta ve ailesinin yaşamına  ışık olmayı gerektirdiğini,kimi zaman bir doğumun mutluluğu, kimi zaman da acı bir kaybın hüznünü paylaşacağımız uzun ve özverili bir yol olacağını anlamıştım.?

       ?Yılın Enleri? sertifikasyonu ve ?Sağlıkta Sanat? temalı etkinliğin ardından kutlama töreni son buldu.

YAZARLAR